Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ekim, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yeraltı

Demirkubuz sinemasının omurgasını insanın içerisindeki kötülüğün keşfi olarak genelleyebiliriz. Son filmi Yeraltı ile içerisinde kendi hayatından yansımalarının da bulunduğu ("Ankara Sıkıntısı" adlı romanıyla ödül kazanan yazar karakteri üzerinden N.B.Ceylan'ı hırsızlıkla suçlamak) kariyerinin en karanlık ve yer yer sürreal izlerin bulunduğu işe imzasını atıyor. Kısaca konusuna bakacak olursak; Muharrem, Ankara ’da yaşayan bir memurdur. Hayatından memnun değildir, birçok şeyden nefret eder. Hatta tek arkadaşı evine gündeliğe gelen Türkan'dır.
Sinemasında genel olarak her ne kadar Dostoyevski izleri görsekte Yeraltı Yönetmenin ilk Dostoyevski (serbest) uyarlaması. Fakat filmin yönetmenin diğer filmlerini göz önünde bulundurunca en iyi filmi olduğunu söyleyemeyeceğim. Bir kere Yeraltından Notlar'ın okuyucusunu boğan karakteri ve atmosferi filmde yok her ne kadar Engin Günaydın eşsiz bir oyunculukta sergilemiş olsa ve mekan olarakta boğucu bir şehir olan Ankara mes…

Celcius 232.8 BÖLÜM 2

BÖLÜM 2:
Hakan tedbirli bir insandı. Markete giderken unutma ihtimaline karşı; alınacakları bir kâğıda yazıp gömleğinin cebine koyacak kadar tedbirliydi. Sürprizlerden çok fazla hoşlanmazdı.  Fakat dün meteorolojinin sağanak yağmur uyarısına rağmen şemsiyesini almayı unutmuştu. Böyle günlerde taksi bulmak neredeyse imkânsızdı, ama şanslı günüydü bugün. Karşı durakta bomboş bekleyen bir taksi vardı.  Önlerine doğru tuttukları şemsiyeyle nereye gittiklerini çok fazla kestiremeyen çifte çarpmamak için bir hamle yaptı ve taksiye doğru koştu. Arka koltuğa ulaştığında hayli ıslanmış bir durumdaydı. Şoför kısmı ile yolcu kısmını ayıran camekânın üstündeki ekrana gideceği adresi giriş yaptı. Adres şoförün önündeki ekrana düştüğü an araç hareket etmeye başladı. Önündeki ekranda tahmini varış süresi on beş dakika gözüküyordu, hemen arkasından reklamlar başladı. On beş dakikalık yolculuğunuzu renklendirmek istemez misiniz? Beşer dakikalık kısa filmlerden oluşan üç filmlik seçki size özel fiya…

Abraham Lincoln : Vampire Hunter

Timur Bekmambetov yönetmenliği ve Tim Burton'un yapımcılığıyla ortaya çıkan Abraham Lincoln: Vampire Hunter'un senaryosu ise aynı isimli romanında yazarı olan Seth Grahame-Smith'e ait.
Annesinin tuhaf bir şekilde ölümüne şahitlik eden Abrah
am. İşin arka planlanında vampirlerin olduğunun ortaya çıkmasıyla Abraham intikam güdüsüyle yanıp tutuşur. Henry Sturges ile tanışması ise bu işi nası yapacağını öğrenmesini sağlar. Bir süre vampir avlayan Abraham daha sonra siyasete girerek Amerikan iç savaşındaki yerini alır. Özetiyle bile bir hayli kopuk bir konusunun olduğu düşünülebilir keza film ilerleken de sık sık zaman atlaması yapıyor. Bu durum ister istemez karakterlerin gelişimine de zarar veriyor. Abraham'ı vampirlere balta sallarken görüp diğer sahnede siyaset yaparken görebiliyorsunuz.

Yönetmen Timur Bekmambetov'un yarattığı evren siyasi açıdan sorunlu keza Kuzey-güney iç savaşını kölelik karşıtları ve vampir yandaşları olarak ayırarak yanlı ve milliyetçi bir okuma y…

Çanakkale 1915

Milliyetçilik çocukluk hastalığıdır, büyüyünce geçer.
Geçen yıl içerisinde vizyona giren Fetih 1453'ten sonra yine milliyetçi-muhafazakar sularda gezen Çanakkale 1915 vizyona giriyor. Film yine fragmanından da anlaşılacağı üzere Çanakkale savaşını mitleştirip, buraya geldiler ve günlerini gördüler gibi milliyetçi dille derdini anlatma yolunu seçiyor. Çanakkale destanı bir savunma, bir kurtuluş m ücadelesiydi kuşkusuz ve binlerce insan bu savaş sırasında hayatını kaybetti. İşte tam da bu yüzden bir yönetmenin, bir sanatçının asıl görevi böylesine milliyetçi-muhafazakar bir dile hizmet etmek olmamalıdır. Savaşın anlamsızlığı, yaşanan trajedilere odaklanmak ve böylesine acıların bir daha yaşanmaması için sinemanın dilini bu anlamda kullanmak hem ahlaki hemde sanatın barışın dilini konuşması adına oldukça önemlidir. Aksi durum esen siyasi rüzgara göre oluşan bir sinema dili olur. Bu da hem çok tehlikelidir, hem de sanatın barışçıl diline zarar verir.

The Newsroom

HBO'nun yeni alametifarikası "The Newsroom" on bölümlük birinci sezonunu noktaladı ve kuşkusuz ikinci sezonu da izleyiciyle buluşacak. Dizi bildiğimiz üzere ana haber bültenlerinin arka planını yani işin tabiri caizse mutfağını bizlere sunu yor. İzlediğim iki bölüm sonunda bende oluşan kanı serinin bir ekonomik kriz alegorisi olduğu yönünde. Bilindiği üzere seri Will McAvoy'un bir panelde eski kız arkadaşını gördüğünü sanarak-ya da görerek geçirdiği krizle Amerika üzerine çeşitli tespitler yapmasıyla açılıyordu. Oldukça yoğun tepkiler alan McAvoy'un ekibinin de kendisini terk etmesiyle birlikte şirketin patronu Charlie Skinner devreye giriyor ve yeni bir vizyonla McAvoy'u tekrar oyuna dahil etmeye çalışıyor. Bu yeni vizyonu sağlayacak kişi ise McAvoy'u aldatıp, terk eden ve McAvoy'un hala nefretle andığı eski sevgilisi MacKenzie McHale oluyor. Tabi bu noktada ekonomik kriz alegorisinin bunun neresinde olduğunu düşünebiliriz. Fakat McAvoy'un Amerik…

Star Wars - The Clone Wars

Geçen sezon Darth Maul'un dönüşüyle vasat geçen bir sezonla dördüncü sezonunu noktaladı Star Wars - Clone Wars. Dart Maul'un dönmesiyle birlikte dark side kotasını bir hayli genişletti yapımcılar. Fakat bu karakterlerin hikayesini geliştirm e konusunda oldukça vasat bir performans sergiliyorlar. Cumhuriyet tarafında zaten incir çekirdeğini bile doldurmayacak bir ilerleme kaydeden ekip, Dark side tarafında da her sezona yeni karakterler katıyorlar. Fakat bunların hikayelerini oluşturma ve ilerletme konusunda ise sezon içerisinde birkaç bölümlük performans sergiliyorlar. Her sezonu yirmiye yakın bölümle seyreden sezonun büyük kısımı "dolgu" bölümlerle ilerliyor. Hali hazırda; Count Dooku, General Grievous, Asajj Ventress gibi darkside karakterler varken ve bunlara sezonda daha çok dakika ayırmak varken sürekli yeni yeni karakterler eklemek dizinin dramatik yapısına da zarar veriyor. Özellikle Darth Maul'un geçen sezonla birlikle tekrar oyuna dahil olması bana senar…

Celcius 232.8 BÖLÜM 1

BÖLÜM 1:
Ekranın tam ortasına parmağının ucuyla kocaman “bin dokuz yüz seksen dört” yazdı, hemen altına da otuz dokuz. Metroda, hemen önünde dikilmiş elindeki tabletten bir şeyler izleyen kızın kulaklığını çıkarıp “doğum gününüz kutlu olsun” demesiyle irkildi. Kızın kolundaki çipli bileklikten bir ses işitti. Normalde bilekliklerin çıkardığı sesler duyulmayan bir frekanstaydı.  Kültür CEO’su yeni bileklikleri tanıtırken bir önceki sürüme göre daha sessiz ve daha az terleten bir ürün ortaya koymak için Teknoloji şirketiyle,  Sağlık Şirketinin birlikte çalıştıklarından bahsetmişti.  Sonra kademeli olarak eski bileklikler bu yeni bilekliklerle değiştirilmişti.  Kızın hemen koluna baktığında yeni bilekliklerden kolunda olduğunu gördü. Kızın konuşmasından dolayı eski bileklikler olsa beklenen bir sesti bu. Metro o kadar sessizdi ki zihninin ufak bir oyun oynayarak bir “dıt” sesi duyduğunu ve yeni bilekliklere henüz alışamadığını düşündü.  Kafasını kaldırıp zorunlu bir tebessümle kıza sess…

Celcius 232.8

"Kurduğu güvenlik şirketinin kar oranlarının yüksekliği Hakan'ı "Kültür Şirketinde" Telif Komiserliğine kadar yükseltmişti. Ufak tefek telif ihlalleri gün içinde en çok rastlanan küçük olaylardı. Büyük olay ise uzunca bir süredir kültür şirk etini sık sık zora sokan CELCIUS 232.8© adlı örgütün faaliyetleriydi... "
Celcius 232.8 hikayesini düşünüp yazmaya karar verdiğimde içeriğin biçimle uyuşması adına bu hikayeyi twitter'dan yazmamın hatta sağlayabilirsem katılımı maksimum tutup yazmam gerektiğini fark ettim. Twitter accoutunu açıp ilk tweet'i bugün girdim. Bundan sonra umarım takipçi sayısını artırıp, katılımı olan kolektif bir ürün ortaya koyabiliriz. Sizlerde bu twitter accountunu takip eder, hikayenin yazılımına katılıp, sayfayı da sayfalarınızda duyurursanız çok sevinirim.
https://twitter.com/celcius233

Resident Evil: Retribution

İlk filminden itibaren belli bir standartı yakalayan ve bunu beş filmdir de sürdürebilen bir yapım "Resident Evil". İlk filmin yönetmeni Paul W.S. Anderson'un iki filmlik aradan sonra dördüncü filmin yönetmenlik koltuğuna oturmuştu ve beşinci filmi yine Anderson kotarmış. Dünyayı kıyamete götüren T-Virüsü ile insanları yaşayan ölülere dönüştüren Umbrella Corporation'un karşısında ise bildiğimiz gibi Milla Jovovich var. Serinin beşinci filmi olunca seriye ortasından yeni dalış yapanlar ve hatırlamayanlar unutulmamış ve dizilerde gördüğümüz bir hatırlatma sahnesi ile filme başlamış Anderson. Zaten ayrıntılı bir şekilde neler olup bittiği üzerine çokta kafa yormanın, alt-metin okumaya çalışmanın da bir mantığı yoktur. Bu kısa hatırlatmadan sonra Alice’in Umbrella şirketinin SSCB döneminden kalma nükleer denizaltı tesislerinde tutsak olarak tutulduğunu görüyoruz. Serinin bu filmi Umbrella eski başkanının, azalan insan ırkını kurtarma adına Alice'i bu tesisten kurtarm…

Araf

Yeşim Ustaoğlu yeni filmi Araf ile kariyerindeki en iyi işlerden birine imza atıyor. Karabük'te geçen film eritilmiş madenin lav gibi hareket ederek bir çukura doluşuyla açılıyor. Olgun ve arkadaşının kadraja girmesiyle de film start alıyor . Film isminden de anlaşılacağı gibi arada kıyıda kalmış bir dünya kuruyor. Karakterlerini ne gidebilmenin mümkün olduğu ne de kalabilmenin mümkün olduğu bir yerde yani "dinlenme tesislerinde" çalıştırıyor. Her iki karakteri de ergenliğin o çalkantılı ve bir o kadar da heyecanlı yıllarını yaşıyorlar. Zehra etrafı sürekli kontrol komutlarının geldiği muhafazakar bir çevrede yaşıyor. Keza Olgun'da erkek olsa bile bu kontrol mekanizmasından belli ölçülerde nasibini alıyor. Zehra'nın uyukladığı bir günde dinlenme tesisine buğulu camların ardından O'nun hayatını da alt üst edecek Mahur çıkageliyor. Bu karşılaşmanın ardından Ustaoğlu iki karakterilerini ruh ikizi gibi işliyor. Zehra boynunu tutarken paralel kurguda Mahur'da …

Cosmopolis

Son dönem çektiği filmlerle kendine has tarzından oldukça uzaklaştığı ve konvensiyonel sinemaya fazlasıyla yaklaştığı şeklinde eleştirileri fazlasıyla alan Cronenberg son filmi Cosmopolis ile eski tarzına yakın bir işe imza atıyor. Yönetmen in tabiriyle “Finans konusunda inanılmaz yetenekli ama insan ilişkileri konusunda ise son derece zayıf.” bir karakter "Eric Packer" film boyunca kameranın odağından eksik olmuyor. Zengin iş adamı Packer'in saçını kestirmek için çıktığı yolculuk ve limuzinine konuk ettiği misafirleriyle gerçekleştirdiği uzun diyaloglar üzerine kurulu bir film Cosmopolis. Bırakın bir sinema filmini kısa bir hikayeden bile geveze sayabileceğimiz film için bu diyaloglar bir handikap olarak görülebilir fakat Cronenberg filmlerine aşina olanlar için oldukça keyifli. Zaten yönetmen geleneksel anlatıda filmler çektiği için eleştirilmiyor muydu? Filmin çok geveze olduğu ve ilerlemediği yönünde çok eleştiri almıası bu yüzden çok anlamsız oluyor. Existenz de ile…

Elena

Rusya sinemasında genç kuşağın en parlak yıldızı kuşkusuz "Andrey Zvyagintsev". Yönetmen üçüncü filmi Elena ile aile ve mülkiyet ilişkileri üzerine kurduğu bir noir örneği ortaya koymuş. Elena günlük işlerini itinayla yapan itaatkar bir ev  kadınıdır. Aslında "Elana" 'ya bir ev kadını sıfatı eklemekte yanlış olacaktır keza zengin kocasının yanında bir eşten ziyade hizmetçi olarak görev almakta ve sınıfsal statüsü de sürekli olarak yüzüne vurgulanmaktadır.. Kocasından oğlunun ihtiyacı olan parayı alamamasıyla birlikte film bir "noir" 'den beklenecek şekilde Elena'nın bir hamle yapma ihtiyacına dönüşür. Zengin kocanın kalp krizi geçirmesi ve üvey oğlunun ihtiyacı olan parayı vermeyi reddederek tüm mirasını sorumsuz kızına bırakıp Elena'ya da ufak bir maaş bağlayacak olan vekaletnamenin bahsinin geçmesiyle Elena'da kocasının davranışına uygun olarak kan bağı olan ailesinden yana seçimini yapıyor. Vekaletname yazılmadan mirasa ortak olabil…