Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ocak, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Vengo

Sınırsız eğlencenin içine bir tutam hüzün koymak tam da Tony Gatlif'in yapabileceği birşey... Caco'nun yoğun eğlence sırasında yüzünden dökülen hüznü, gözünden dökülen yaşı seyirciye tamamıyla yaşatmak bir yönetmenin gerçekten iyi bir yönetmen olduğunun ispatı olabilir rahatlıkla...


WaLL-E

Hollywood'un her türlü uyaranla izleyiciyi taciz edip yakalamaya çalışan filmlerini düşününce, büyük prodüksiyonlu bir yapım için gayet cüretkar bir film Wall-E, cüretkarlığının merkezinde ilk yarım saatinin neredeyse dialogsuz geçmesi, bilim kurgu sularına hizmet etmesi ve bunu bir animasyon olarak yapması rahatlıkla sayılabilir. Dünyanın yok olmaya yüz tutmasıyla birlikte, bir şirketin yaptığı devasa uzay gemileriyle insanlık dünyayı terk etmiştir. Dünyayı temizlemeye çalışmak ise robotlara düşmüştür. Bu görevin son temsilcisi ise Wall-E dir. Distopik bir dünya görüntüsü, doğaya dönüş, teknolojinin insanlarda oluşturduğu hantallık yakalyabileceğimiz kodlar olarak karşımıza çıkıyor. Gene Kelly'nin Hello Dolly! adlı filmine ve Kubrick'in bilim kurgu şaheseri 2001 A Space Odyssey filmine çakılan selamlar ise oldukça şık olmuş...

Üç Maymun

Dokunacak kadar yakın ama görmek istemeyecek kadar birbirinden uzak üç karakterin "Eyüp, Hacer ve İsmail"'in hikayesi NBC'nin son filmi... Eyüp'ün patronunun bir gece geçirdiği trafik kazasıyla başlar herşey, suç işlenmiş, cezayı Eyüp para karşılığı çekmiştir. Adalet yerini bulmamıştır. Bundan sonra üç karakter için olaylar artık daha da çıkmaz hale gelir. Eyüp'ün patronu Hacerle birlikte olur,oğlu İsmail bunu sezer. Sanki sus payı gelircesine araba biranda gelir; ama İsmail bununla yaşayamaz, yaşayan bir ölü gibi olur. Eyüp'ün hapisten çıkması, Hacer'in Eyüp'ün patronuna karşı takıntılaşması olayları dahada çıkmaza sokar. Karakterlerin önceki hayatları için NBC fazla bir bilgi vermiyor bize, Eyüp'ün mezarlık ziyaretinden ve İsmail'in hayalet çocuk sanrılarından anladığımız kadarıyla geçmişlerinde çocuklarının ölümünü yaşamışlar. Bunun ailede bıraktığı iz bilinmez fakat; o çocuğuda ailenin "kaderi" için bir metafor olarak okuyabi…

Dante 01:

Mitolojide Hades'in esir aldığı Persephone'un izdüşümünün Dante 01 üssünde olduğunu görmüşsek Dante 01 üssü için rahatlıkla cehennem diyebiliriz. Hapishane sakinleriyse tarihten yabancı olmadığımız simalar. Filmin başında Persephone'un sesiyle masal izleyeceğimizi düşünürken, görsel yönü ağır basan, fakat Marc Caro'nun diğer çalışmalarını düşününce hikaye anlatmaktan oldukça uzak bir iş çıkmış. Mahkumlar üzerine uygulanan Nanoteknolojik deneyler yaşadığımız çağdaki bilimsel ilerlemeyi yansıtmak açısından oldukça vurgulayıcı olmuş, fakat suçluların ehlileşmesini bu deneyler değil; Aziz Georges başaracaktır.
Filmin finalinde kötülüğü yenen Aziz Georges , çarmıha gerilerek yok olur, o bir efsane, kahraman olmamıştır; sadece kötülüğe karşı savaşmıştır.
Ve filmin sonunda Persephone'un kötülükle savaşırken Ejderhayla savaşma gücünü kaybetme pahasına bu savaşın gerçekleştiğini fısıldar bu da bizi şu noktaya getirir.
Kötülükle savaş kolektif bir savaşım değildir, medeniyetin,…

66. Altın Küre

66. Altın Küre Ödülleri tam listesi:

SİNEMA ÖDÜLLERİ
# En İyi Film (drama): "Slumdog Millionaire"
# En İyi Kadın Oyuncu (drama): Kate Winslet ("Revolutionary Road")
# En İyi Erkek Oyuncu (drama): Mickey Rourke ("The Wrestler")
# En İyi Film (müzikal ya da komedi): "Barselona, Barselona" ("Vicky Cristina Barcelona")
# En İyi Kadın Oyuncu (müzikal ya da komedi): Sally Hawkins ("Happy-Go-Lucky")
# En İyi Erkek Oyuncu (müzikal ya da komedi): Colin Farrell ("In Bruges")
# En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Kate Winslet ("The Reader")
# En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Heath Ledger ("Kara Şövalye"/"The Dark Knight")
# En İyi Animasyon (müzikal ya da komedi): "Vol.İ" ("WALL·E")
# Yabancı Dilde En İyi Film: "Beşir'le Vals" ("Waltz with Bashir", İsrail)
# En İyi Yönetmen: Danny Boyle ("Slumdog Millionaire")
# En İyi Senaryo: Simon Beaufoy ("Slumdog Millionai…

Indiana Jones - Kingdom of the Crystal Skull

Indiana Jones'un on dokuz yıl sonra yeniden dönüşünde ilk göze çarpan tabiki Harrison Ford'un yaşlılığı, diğer yönlerini düşünürsek ise indiana Jones cephesinde yeni birşeyler yok bildiğiniz gibi doyana kadar eğlence, doyana kadar aksiyon, doyana kadar adventure. Steven Spielberg ise yine bildik Spielberg. Baba- Oğul ilişkisi,aile teması ve kuşak çatışması yine filminin merkezinde var.Filmin konusu ise bu sefer 1957 yılında geçmekte, bir gurup Sovyet KGB ajanı bir Amerikan üssüne, Indiana Jones'u da kaçırıp gizlice girerler.Çünkü istedikleri bilgi Indiana Jones'ta mevcuttur. Bu kısmıyla klasik İndiana Jones çizgisinde ilerleyen filmin temasını soğuk savaş yılları oluşturuyor. Sovyetler, Amerikalıları korkutacak bir silahın izini sürerler.Film Yeni nesile hitap içinse popüler kültürden X-Files mitlerine dayandırıyor sırtını. Paralel evrenler, uzaylılar, başka evrenler diziyi günümüz kuşağına sevdirmek için yapılmış hamleler olarak göze çarpıyor.(Aslında Sovyetlerin Neva…

The Dark Knight

Tim Burton'un yarattığı Gotik Batman uyarlamalarından sonra, Joel Schumacher seriden nefret etmemizi sağlayacak kadar kötü iki devam filmi çekmişti. 2005 yılında usta yönetmen Christopher Nolan "Batman Begins" ile seriyi film-noir sularına çekmişti. 2008'de Nolan'ın yeniden kameranın başına geçmesiyle birlikte bu sefer Batman'i birazcık daha karanlık sulara çekmeye, anti-kahramana dönüştürmeye çalışmış. Nolan'ın diğer filmlerinde sıkça rastladığımız güçlü olay örgüsü,kurgu ve hikayesi gözünüzü filmden bir saniye bile ayırmamanıza yol açıyor. Yine Nolan'ın diğer filmlerinde ve film noirlerde gözlenen masum karakterlerin olmayışı, masum olan karakterlerin ise dönüşümü filmde aksiyonun az olmasına rağmen, adrenalin düzeyini yükseklerde dolaştırıyor. Jokere kumpas hazırlayarak, oyunu Jokerin parkında oynamaya çalışan Batman ve diğerleri ise adeta bile bile lades oluyorlar...Çıkan fatura ise Batman'e kesiliyor...

Ya bir kahraman olarak ölürsün, ya da kö…

Eden Lake

Eden Lake klasik bir korku filmi klişesinden hareketle yola çıkan bir film. Bir çiftin tatil için çıktıkları gezintide rastladıkları bir grup gencin şiddetine maruz kalmaları klişesinden...Filmde aşırı şiddete eğilimli gençleri görünce bunun geri planını arıyorsunuz doğal olarak, gençlerin bu derece şiddete meyilli olmasındaki ana etkenleri merak ediyorsunuz. Gruptakilerin bir kısmı gruba ait olmak adına bunu yaparken bir kısımı ise kendini kanıtlama çabası içerisinde. Buradan doğal olarak "kişisel kimlik" problemine sıçrıyorsunuz. Kişisel kimliğin bilinçle açık şekilde betimlenmesini "Locke" yapmıştır. Locke aynı zamanda insan beynini boş bir levhaya benzetmiş ve insanın edindiği tecrübelerle bu levhayı doldurduğunu savunmuştur. Peki bu boş levhanın dolmasında merkezde insanın kendisi mi vardır? Yoksa çeşitli dinamikleri mi koymalıyız? Filmin sonuna doğru etkili finaliyle yönetmen kulağımıza fısıldıyor cevabı; "Kelly" çocukların belkide oyun olarak gördü…

Terminator : The Sarah Connor Chronicles

1984 yılında başlayan "Terminator" efsanesine dayanan dizi, son dönem büyük prodüksiyon dizilerin oldukça dışında duruyor. Diziyi izlerken ister istemez filmden refere almaya çalışıyorsunuz, dizide kendi başına herhangi bir dramatik yapı ve karakter gelişimi oluşturamadığı için zaman zaman sıkıcı olabiliyor (FBI ajanı Allison'u bunun dışında tutmak isterim). Diziyi izlettiren kısım ise büyük prodüksiyon olma özelliğinden kaynaklansa gerek ve isminin satmasından. Dizideki okumaların temeline ise "Kadını" koyabiliriz sanırım. Dizinin adında skynetin korkulu rüyası John Connor olması gerekirken amazon, anaç karakter "Sarah Connor" olması da buraya getiriyor bizi. Sarah Connor'ın önceliği geleceği kurtarmaktan ziyade öncelikle oğlunu korumak. Anaç görüntüsünü buradan alan Sarah, savaşçı görüntüsünü ise korumak için gerekli olan yöntemden alsa gerek. Çünkü John'a musallat olan müsibetler bildiğimiz üzere; oldukça güçlü, gelecekten gelen cyborglar. …